29.11.2010

Mahallenin Solcu Abisi

Bu yazı, Ekşisözlük’te geçen “Fatih Altaylı’daki Yılmaz Güney’vari Avamlık” bahsine düşülmüş aşağıdaki derkenardan ilhamla genişletilmiş bir parantezdir:

Bir açıdan yanlış bir saptamadır.

Örneklerimizi alıp başka bir sahada analiz edelim:

Yılmaz Güney'in zihinlerde bıraktığı intiba, yahut başka bir deyişle "Yılmaz Güney'varilik", memleketin dört bir yanında, bilhassa da maha
lle misyonunu henüz yitirmemiş yerlerde sıklıkla rastlayabileceğiniz ve birazcık tanısanız katiyen nefret edemeyeceğiniz, aksine pek seveceğiniz bir prototiptir. Bu bir ekoldür, Polat Alemdar devrimi öncesinin delikanlılık tasviridir; 30-40 yaş arası zilyon tane emsali vardır. Bildiğin mahallenin solcu abisi işte; sizin mahallede yok muydu? Kokmaz, bulaşmaz, kendi halinde, isyanını içine gömmüş bir adam.

Fatih Altaylı için çok fazla bir şey söylemeyeceği
m; sadece günlük yaşama aranje edeceğimiz bir prototipin, Yılmaz Güney bahsinin son cümlesinden ilhamla "kokmayacağını" ve etrafa "bulaşmayacağını" hayal etmek dahi hayli absürd.

Kamera karşısında canlandırdığı karakterler ve gündelik yaşamındaki kimliğinin sentezi vesilesiyle, Türkiye’nin kabuğuna çekildiği 80 sonrasının kaotik ortamında kendine sosyal/toplumsal bir karşılık bulan adamdır Yılmaz Güney.

Bu açıdan bakıldığında, bir siyasi figür olarak; sosyalizmi, solculuğu halk düzeyine indirmek adına ilginç bir teori de ortaya koymuştur. Hatta teorisine aynı düzeyde minimal de olsa bir karşılık bulmuş, memleketin asırlık sosyalizm geçmişinde pek kimsenin yapamadığını yapmıştır denilebilir.

Öte yandan, Yılmaz Güney’in bir idol haline gelişinde, ilk cümlede bahsettiğimiz kabuğa çekilişin etkisi yadsınamaz. Bu çekiliş, bu kapanış ister istemez bir komünleşmeyi andırır ve Yılmaz Güney idolü de zaten, komünün sistemle kuracağı isyan bağına taliptir. Yukarı çıkarken, sivrilirken sistemin yarattığı “kötü”lerden güç alır. Ve tabii, beyazperdeye de, bu yükselişin bir veya iki üst basamağında karşılaştığı beklenmedik “daha kötü”ler karşısındaki dramı yansır özellikle. Zira sistemin girift hale getirdiği bu basamakların izleyicide yarattığı karamsar tablo, sinema için bulunmaz bir nimettir.

Bu kabuğa çekiliş, elbette evrensel niteliklerden tamamiyle yoksun, bayağı, yerel bir bakış açısına tekabül etmiyor. Daha çok bir hapsediliş, belirli bir alana, yaşam türüne sıkıştırılma anlamına geliyor. Hatta bu hal, sadece bir sistem eleştirisi olarak ele alınabilecek Yılmaz Güney sineması ile sınırlı olmayıp, dönem sineması için de belirgin bir paradigma.

Günümüzün çift kutuplu gergin siyasi atmosferi, Yılmaz Güney idolünü yeniden canlandırır mı?

Aslında televizyon dünyasının, yani dizilerin mafyatik karakterleri bu trend ışığında birer anti-kahramana dönüşmeye başlamadı değil. Sözgelimi bu dünyanın örneklem olmayı en hak eden temsilcilerinden Polat Alemdar, kısa bir milliyetçi dalgalanmanın ardından daha yerel bir sistem eleştirisine doğru yola koyuldu bile. Hatta devir teslim tamamlandı; yeni kahramanlar doğrudan birer anti olarak yaratılıyor.

15.11.2010

Kimseye Etmem Şikayet


Video, Kartallar Yüksek Uçar'dan alınma. Tamam, bir filmden değil ama neticede öznemiz bir Yeşilçam klasiği: Sadri Alışık.

Tanburda Erol Sayan ve vokalde Küçük Emrah'ın kadrolu annelerinden Meral Gökçe var.

Buraya koymak için yeniden dinleyince, her seferinde olduğu gibi bir kez daha Kerem Alışık'ın böyle bir baba ve Attila İlhan gibi bir dayıya rağmen neden film ve dizilerinde sesinin dublajlanmak zorunda kalındığını sorguladım nafile.

12.11.2010

Yaşlı Çam

Bu ismi bir arkadaş tavsiye etmişti; bildiğimiz Yeşilçam'a yer yer böyle de hitap edildiğini belirterek. Gelgelelim, ben böyle bir hitabın izine rastlamadım, ama ifade hoşuma gitti biraz. Ne de olsa bizim Yeşilçam, yeşilliğinden ziyade yaşlılığıyla anılmayı hakediyor artık. Kendisine yöneltilen, bir kuşak çatışmasından doğmuş misali eleştiriler ve sonsuz samimiliği kaldı yadigar.